Gökyüzünün altındaki en güzel yeryüzü: Kuzey Kıbrıs

Serkan OCAK

HÜRRİYET

Bu sözü ilk kez KKTC Başbakanı Hüseyin Özgürgün’den duydum. Sonra düşündüm, üç gündür Kıbrıs’taydım. Kara kışın yaşandığı şubat ayında tişörtle geziyordum ve her yanda bahar çiçekleri açmıştı.Gökyüzünün altındaki en güzel ülke mi bilinmez ama 10 bin yıllık tarihe sahip ülkedeki antik kentleri gezmenin, Shakespeare’in tragedyasının esin kaynağı Othello Kalesi’ni görmenin ve Kıbrıs kahvesi içmenin tam zamanı.  İşte size Kuzey Kıbrıs gezi rehberi… 

Kuzey Kıbrıs, daha önce defalarca gittim. Ancak hepsi yazın en kavurucu zamanlarıydı. Kızgın kumlar ve serin Akdeniz suları…

 

Ancak bu kez farklı oldu. Geçen hafta Hürriyet’in ‘Kıbrıs’ı Keşfet’ projesi için adadaydım. Üç gün boyunca ‘Ada’nın neredeyse altını üstüne getirdik. Görülmesi gereken pek çok noktayı gördük.

 

 

Normalde yazın bunların pek çoğu yapılmaz. Sıcak bunaltır, denizse çağırır. Şu anda deniz suyu sıcaklığı girmek için ideal değil. Ancak illa girmek isterseniz hasta etmez. 17-18 derece civarında.

 

 

           

Yine de kısa süre durmakta fayda var. Zaten Kuzey Kıbrıs çok soğuk olmuyor. Bugünlerde ise havalar artık ısınmaya başladı ve bahar çiçekleri çoktan açtı. Adaya bunaltmayan nemli Akdeniz’in havası hâkim. Doya doya her yeri gezebilir, görebilirsiniz. Ada’nın bu mevsimde mutlaka görmeniz gereken yerlerinden bazıları şöyle:

 

200 bin kişi yaşıyordu/ Salamis Antik Kenti 

 

Türkiye’deki Efes’ten bile daha büyük olduğu belirtiliyor. Çok görkemli bir yapı! Pek çok bölümü halen ayakta… Troya Savaşı kahramanları tarafından kurulan bu kentin içinde dolaşırken kendinizi o devirde sanabilirsiniz.

 

Gazimağusa’nın 6 kilometre uzağında bulunuyor. Kentin tarihi Bronz Çağı’na kadar uzanıyor. Asurlulardan Perslere, Büyük İskender’den Romalılara kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmış antik kent en görkemli zamanını da Roma Dönemi’nde yaşamış.

 

 

 

Çok sayıda bölümü var. Beni en çok etkileyen yerlerden biri tiyatrosu oldu. Halen burada kültür sanat etkinlikleri yapılıyor. Tiyatronun kapasitesi o dönem yaklaşık 15 binmiş. Bu veriden o günkü kent nüfusunun da 150 ila 200 bin arasında değiştiği tahmin ediliyor

 

 

Tiyatronun tam ortasında o dönem kurbanların kesildiği büyükçe bir mermer bulunuyor. Üzerine çıkıp bir şarkı söyleyin. Akustiğin ne kadar muntazam olduğunu anlayacaksınız. Şu sıralar ortalıkta fazla turist olmadığından rahatça deneyebilirsiniz. Ben denedim. Siz de deneyin…

 

En çok aklımda kalan bölümlerden biri de hamam kısmındaki tuvalet. Tuvalete Roma döneminde birlikte gidildiği, sohbetlerin yapıldığı, taşlar ısınsın diye de önce kölelerin oturtulduğunu öğrenmek antik kenti gezerken en çok şaşırdığım anlardan biriydi. Bizans sarnıcı, Roma villası, agora, Zeus Tapınağı, kral mezarları gibi antik şehrin çok sayıdaki bölümü helan görkemini koruyor.

      

Kayıp İncil’i o yazdı / St. Barnabas Kilisesi 

Gazimağusa’da Salamis’i gördükten sonra mutlaka ikinci durağınız St. Barnabas Manastırı ve İkon Müzesi olmalı. Aziz Barnabas, Salamis’te yaşamış Yahudi bir ailenin çocuğu. Eğitim için gittiği Kudüs’te Hıristiyanlığı kabul edip Aziz Paul ile birlikte Ada’da misyonerlik yapmaya başlamış. Bu nedenle öldürülünce anısına buradaki manastır yaptırılmış.

 

 

Aziz Barbanas’ın Roma Katolik Kilisesi tarafından yasaklanan ‘Kayıp İncil’ olarak da bilinen incili yazdığını biliniyor. Bu İncil’in bir adı da apokrif! Yani Vatikan tarafından varlığı bilinen ama içeriği kabul edilmeyen anlamına geliyor. Manastır aynı zamanda bir ikon müzesi. Manastırın arkeoloji müzesi olarak kullanılan bazı bölümlerinde de çeşitli buluntular sergileniyor.

 

 

Barbanas Manastırı tarihi olduğu kadar doğal güzelliklere de sahip. Etrafı yemyeşil. Aziz Barnabas’ın sembolik mezarının bulunduğu şapel, sarı hardal çiçeklerinin arasında muhteşem bir görüntüye kavuşmuş. Manastırın içinde küçük bir de kafe var. Burada kahve içip yorgunluk atabilirsiniz. Aman dikkat, Kuzey Kıbrıs’ta kahveler markalarıyla birlikte söyleniyor. Türk kahvesi ile birebir olsun derseniz şeker miktarını söyleyip Mehmet Efendi diyeceksiniz. Ama gelmişken sert bir ‘Kıprıs’ kahvesi içmek isterseniz ‘Con’u tavsiye ederim…

 

Girne ayaklarınızın altında / Bellapais Manastırı

Burası Girne’yi kuşbakışı gören Bellapais Köyü’nde yer alıyor. Bence Kuzey Kıbrıs’ın en güzel yeri burası. Kentin doğusunda Beşparmak Dağları’nın eteklerinde yer alıyor. Kimi zaman dağın sisi buraya basıyor. Şanslıysanız, Girne’nin tüm güzelliği, Akdeniz’inkiyle birlikte tüm ihtişamını sergiler size…

 

 

Yemekten sonra köyü de gezmeyi ihmal etmeyin. 1953-56 yıllarında burada yaşayan Bitter Lemons’un yazarı Lawrance Durell boşuna buraya olan hayranlığını dile getirmemiş. Bu arada Durell’in evi de ziyarete açık…

 

En güzel gotik cami/ Lala Mustafa Paşa Cami

1298-1312 yıllarında yapılan St. Nicholas Kilisesi bugün Lala Mustafa Paşa Cami olarak kullanılıyor. Yapının muazzam bir güzelliği var.

          

 

 

Tüm Akdeniz’in gotik mimari de en güzel örneği olarak anılıyor. Gerçekten de dışarıda durup saatlerce bu yapıyı seyredebilirsiniz.

 

 

İki paralık vergiyle yapıldı / Büyük Han

 

Sadece Lefkoşa’nın değil tüm Ada’nın en önemli Osmanlı eseri. 1572’de yapımına başlanan ve 7 yılda tamamlanan hanın üst katları konaklama olarak kullanılıyormuş. Toplam 68 odası bulunan hanın alt katlarında ise ticaret yapılıyormuş. Bugün ise hanın tamamında sanatsal ve turistik ürünlerin satışı yapılıyor.

 

 

               

Büyük Han, Osmanlı’da Muzaffer Paşa’nın emriyle halktan iki para vergi alınarak yapılmış. Büyük Han’ı mutlaka ziyaret edin. İçeride çok sayıda kafe ve restoran da bulunuyor. Avlunun ortasındaki mescidin merdivenleri fotoğraf çektirmek için en güzel yer. Merdivenlerin önündeki sedire de oturabilirsiniz. Dükkânların birinde de Osmanlı fesi rica edin, merak etmeyin bir fotoğraf için sizi kırmazlar…

 

38 aylık esaret / Namık Kemal Zindanı

 

Türk edebiyat tarihinin en önemli şairlerinden Namık Kemal, ‘Vatan Yahut Silistre’ oyunu 1873’te İstanbul’da sergiledikten sonra Kıbrıs’a sürgün edildi.

 

 

 

Gazimağusa’daki Venedik Sarayı’nın avlusunda yer alan, iki katlı ve kesme taştan yapılan binada kalan Namık Kemal, 1976’da affedilerek İstanbul’a geri döndü. 1993’de restora edilen bu zindan bir müzeye dönüştürüldü. Namık Kemal burada toplam 38 ay kaldı.