KIBRIS TÜRKLERİ İZOLASYONUN ESARETİNDEN NE ZAMAN KURTULACAK?

KKTC’de 13-17 Kasım 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen 33. Kuruluş Yıldönümü (Cumhuriyet Bayramı) Kutlamalarına katılan Al Anbaa Gazetesi Yerel Haberler Direktör Yardımcısı Mosad Hosseny Abdelmaksoud Morsy’nin KKTC’deki izlenimlerini kaleme aldığı ve anılan gazetede 30 Kasım 2016 tarihinde iki tam sayfa olarak ve “Kıbrıs Türkleri izolasyonun esaretinden ne zaman kurtulacak?” başlığıyla yayımlanan haberi

Mosad Hosseny Abdelmaksoud Mors,

Al-Anbaa Gazetesi 

Kuruluşunun 33. yıldönümünde kalkınma yönünde attığı güçlü adımlarla bu zor denklemde başarılı olmak için adeta zamanla yarışıyor.

– Cumhurbaşkanı Akıncı: “İki taraf arasında, karşılıklı güvene dayalı yeni bir ortaklık kurulmalıdır.”

– Kıbrıs Türk halkı dünyanın büyüleyici güzellikteki bu köşesini en iyi şekilde değerlendiriyor.

– Çeşitli güzellikleri içinde barındıran Ada parlayan bir inci tanesi gibi dünyanın her tarafından turistlerin ilgisini çekiyor.

– Rum tarafıyla anlaşmaya varıldığında Cumhurbaşkanlığı dönüşümlü olmalıdır.

Kıbrıs Türk halkı vatanını güzelleştirmek, koşullarını iyileştirmek ve kendini dünyaya kabul ettirmek için canla başla çalışıyor, başarılarla dolu müreffeh bir geleceğe doğru büyük umutlarla bakıyor. Ancak diğer yandan da siyasi engellemeler ve tanınmayla ilgili belirsizliklerden dolayı onlarca yıldır süren bir trajedinin gölgesinde yaşananları acı ve hayretle izliyor. Kıbrıs Türk halkı kendilerine uygulanmakta olan izolasyona ve kendi kaderlerini belirleme haklarının Kıbrıs Rum tarafınca engellenmeye çalışılmasına rağmen çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamak için zamanla yarışıyor.

Aşağıdaki yazımda, iki taraf arasında siyasi ve insani boyutları haiz bu anlaşmazlığın tarihi kökenine değineceğim, ayrıca geçmişte gerçekleştirilen ancak sonuç alınamayan müzakerelere dair de bilgiler vereceğim. Kuruluşunun 33. yıldönümü münasebetiyle uluslararası basın mensuplarıyla beraber KKTC’yi ziyaretimizde birçok ayrıntıyı tespit ettim. Bununla beraber çok sayıda yetkiliyle de mülakat yaptım. Kıbrıslı Türklere yapılan katliamlara şahit olanlarla görüştüm ve yaptığım ayrıntılı araştırmadan sonra bu yazıyı kaleme aldım.

Kıbrıs Türk tarafı modern kalkınma projelerini hayata geçirmiştir. Geçmiş uygarlıklara ait birçok güzel mimari esere ev sahipliği yapmaktadır. Basın mensuplarıyla beraber, Lefkoşa, Girne ve Gazimağusa’da dolaşırken, bu şehirlerin olağanüstü güzellikleri ve doğasıyla büyülendik. Ada doğal güzelliklerle dolu; sakin, havası temiz. Adada üç nimet -su, yeşil ve güler yüz- bir araya gelmiş, yeşille örtülü dağlar, yaylalar, ovalar harikulade bir tablo çizmektedir. Halk da bu doğal güzelliklerini çok iyi bir şekilde değerlendirerek adalarını dünyanın her yerinden turistler ve yatırımcılar için adeta parlak bir inci gibi cazip hale getirmişler. Lefkoşa’da eski medeniyetlere ait birçok tarihi yapı da gördük. Ayrıca bu medeniyetlerin eserlerinin sergilendiği müzeleri ziyaret ettik, eski çarşılarını gezdik. Sokaklarında dolaşırken rehberimizin Kıbrıs’ta Türk Tarafı ile Rum tarafını ayıran Yeşil Hatta bulunan güvenlik noktasına vardığımızı söylemesiyle bu kadar kısa sürede sınır hattına ulaşmamıza şaşırdık. Ada’da yaşayanlar ancak resmi belgeyle adanın diğer tarafına geçebiliyorlar. Kıbrıs Türk tarafında tarihi camiler, katedraller ve kiliseler de bulunuyor. Kıbrıs Türkleri çalışma hayatında ciddiler, geleceğe iyimserlikle bakıyorlar ve davalarının haklılığına inanıyorlar. Uluslararası örgütleri çocuklarının beklentilerini, haklarını ve karşı karşıya oldukları sorunları görmezden gelmekle suçluyorlar. Kıbrıs Türk halkı, izolasyonu kırmak ve kendi geleceklerini tayin hakları için uluslararası toplumdan destek bekliyor.

Kıbrıs sorununun tarihi

Bu sorunun tarihi kökenine baktığımızda, Kıbrıslılar, ister Türk ister Rum olsun, yüzyıllar boyunca dini özgürlüğe ve eşit hak ve yükümlülüklere sahip halklar olarak yan yana yaşamışlardır. Ada, İngiltere’den bağımsızlığını kazandıktan sonra her iki ada halkı arasında yürütülen müzakereler neticesinde iktidarın iki tarafa paylaştırıldığı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasında anlaşılmaya varılmıştır. Bu hususlar 1959 ve 1960 yıllarında taraflarca imzalanan uluslararası anlaşmalarla kayıt altına alınmıştır. 11 Şubat 1959 tarihinde imzalanan Zürih Anlaşması gereğince, Kıbrıs’ta, bağımsız bir Cumhuriyet kurulmuş, Cumhurbaşkanının Kıbrıslı Rumlardan, Cumhurbaşkanı Yardımcısının ise Kıbrıslı Türklerden kendi toplumları tarafından seçilmeleri öngörülmüştür. Ayrıca Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısına bazı konularda veto hakkı tanınmıştır. Ancak bu uzlaşı uzun sürmemiştir. Çünkü Yunanistan yürürlüğe koyduğu Akritas Planı’yla adayı ilhak etmeye çalışmıştır. Bu nedenle yaşanan olaylar neticesinde 1963-1974 yılları arasında Kıbrıslı Türklerden yaklaşık 30 bin kişi hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi de yaralanmıştır. Söz konusu olaylar sırasında Kıbrıslı Rum milisler Kıbrıslı Türklere işkence yapmıştır. Türkiye adanın kuzeyinde yaşayan Kıbrıslı Türklerin katledilmelerini önlemek amacıyla 20 Temmuz 1974’te adaya asker göndermiştir. Kıbrıslı Rumlar adanın kuzey tarafında bulunan ortaklarını görmezden gelerek Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tamamı üzerinde söz sahibi olduklarını iddia etmektedirler. Uluslararası toplum da Kıbrıs Rum Yönetimini Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek yasal temsilcisi olarak görmektedir. Bu durum adada iki taraf arasında yürütülen müzakerelerde aşılması gereken asıl engeli oluşturmaktadır. Kıbrıs Rum Yönetimi, uluslararası toplum tarafından devlet olarak tanınmasından faydalanarak, adaya yapılan tüm yardım ve bağışları sadece Rumlara kullandırtmakta, yardımların Kıbrıs Türk halkına ulaşmasını engellemektedir. Kıbrıslı Türkler, kendilerine uygulanan bu izolasyona karşı koyabilmek için 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) kurulduğunu ilan etmişler ve hükümetlerini seçip bağımız bir yargı organı oluşturarak kendi yönetimlerini kurmuşlardır. Adayı ziyaretimiz sırasında KKTC’nin kuruluşunun 33. yıldönümü kutlanmaktaydı. Adanın kuzey kesiminde adil olmayan bu şartlar altında yaşamakta olan Kıbrıslı Türkler, özellikle Kıbrıs Rum kesiminin Avrupa Birliğine üye olup, çeşitli ülkelerle güçlü ilişkiler kurması ve müzakerelerde adil bir çözüm için isteksiz davranmasından sonra davalarını anlatmak için dünyaya açılmışlardır. Kıbrıslı Rumlar adanın diğer tarafındaki kardeşlerinin haklarını dikkate almadan adanın tamamı üzerinde hak iddia etmekle yetinmemişler ve adadaki iki halkın eşit hak ve sorumluluklara sahip olacakları tek bir devlet çatısı altında yaşamalarına ilişkin 2004 yılındaki referandumu da reddetmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk halkına bu mücadelelerinde büyük destek sağlamaktadır. Kıbrıslı Türkler kendilerini dünyaya tanıtmaya ve tüm ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmaya çalışmaktadır. Bu çerçevede kendilerine uygulanan izolasyonu kırmak ve ekonomik ilişkilerini canlandırmak için aralarında bazı Arap ve Körfez ülkelerinin de bulunduğu çeşitli ülkelerde Temsilcilikler açmaktadırlar.

Karamsarlık ile iyimserlik bir arada

 

 

Kıbrıslı Türkler karamsarlık ve iyimserlik duygularını bir arada yaşamaktadırlar. Bu durum sadece yetkililerin açıklamalarında değil, halkta da hissedilebilmektedir. Turistlerin ve yatırımcıların ilgisini ülkelerine çekmeye çalışan ve ülkelerini kalkındırmak için bu zamana kadar başardıklarından gururla söz eden Kıbrıs Türk halkı, ya Rum tarafıyla gerçek ve adil bir ortaklık kurarak ya da devletlerinin tüm dünya tarafından tanınması yoluyla bu sorunun adil bir çözüme ulaşacağına inanmaktadırlar.

 

Gerçek bir ortaklık ve karşılıklı güven

Kuruluşunun 33. yıldönümü münasebetiyle yapılan kutlamalar çerçevesinde düzenlenen askeri tören sırasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs Türk halkının ortaklık devletinden dışlanması nedeniyle özerkliğin Kıbrıs Türk halkının hakkı olduğunu belirtmiştir. Cumhurbaşkanı Akıncı ayrıca adadaki iki tarafın yetkilileri arasında BM şemsiyesi altında yapılmakta olan müzakerelerle iki halk arasında adalet ve eşitlik ilkeleri çerçevesinde bir ortaklık kurmaya hazır olduklarının altını çizmiştir. Cumhurbaşkanı Akıncı devamla iki taraf arasında neredeyse yarım asırdır devam eden görüşmelerde Kıbrıs’ta bir çözüme ne yazık ki ulaşılamadığını, bir yarım asır daha beklemenin mümkün olmayacağı ifade etmiştir. Cumhurbaşkanı Akıncı, devamla, önceki müzakerelerde karar anına çok yaklaşıldığını belirterek, İsviçre’de gerçekleştirilen görüşmelerde, “Yönetim ve Güç Paylaşımı”, “Ekonomi”, “AB konuları” ve “Mülkiyet” bağlamında dört ana konuda müzakereleri yürüttüklerini, tüm ilgili tarafların yardımı ve desteğiyle, makul, adil ve gerçekçi bir çözüme ulaşamaya çalıştıklarını, görüşmelerin son gününde Kıbrıs Rum Kesimi lideri Nikos Anastasiadis’in danışmalarda bulunmak üzere görüşmelere bir hafta ara verilmesini talep ettiğini, Kıbrıs’ta çözüme ulaşıldıktan sonra kurulacak Federal Cumhuriyetin Cumhurbaşkanının dönüşümlü olacağı konusunda Rum toplumunun kendini hazırlaması gerektiğini ve dönüşümlü Cumhurbaşkanlığı konusunun müzakerelerde açık bir şekilde ele alınacağını kaydetmiştir. Cumhurbaşkanı Akıncı, iki taraf arasında karşılıklı güvene dayalı yeni bir ortaklık kurulması gerektiğini ve sadece adanın iki tarafı arasında değil, aynı zamanda hem Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan’la hem de bölgesel olarak yeni işbirliği köprüleri oluşturmak gerektiğinin altını çizmiştir. Ayrıca varılacak bir çözümle tüm Kıbrıslılara güzel bir gelecek yaratabileceğini ve Türkiye’nin Yunanistan ve Avrupa ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açılabileceği vurgulamıştır. Cumhurbaşkanı Akıncı sözlerini, “Amacımız, kuşkusuz barış ve işbirliği, özellikle gençler ve gelecek kuşaklar olmak üzere tüm tarafların çıkarına hizmet edecek yeni bir Kıbrıs yaratmaktır. Kıbrıs Rum tarafının da bizimle aynı arzuları paylaşmasını ve güzel adamıza yeni ve parlak bir gelecek sağlamak için bizimle ortak çaba göstermelerini umut ediyoruz.” şeklinde noktalamıştır.

 

Tarihi süreç

Kıbrıs’taki iki taraf arasında sürdürülen müzakereler ilk olarak KKTC kurucusu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş ve Kıbrıs Rum Lideri Glafkos Kleridis tarafından 1968 yılında başlatılmıştır. Bu görüşmelerin hedefi BM parametreleri çerçevesinde adadaki Türk ve Rum taraflar arasında bir uzlaşı sağlamak olmuştur. Taraflar arasındaki bu görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafı adada barışın tesisini amaçlayan çabaları hep desteklemiştir. Rum tarafı ise bu müzakerelerin başarıya ulaşmasını engellemek için sürekli krizler yaratmıştır. Rum tarafı halen aynı yöntemi kullanmaya devam etmektedir. Kıbrıs Rum Kesimi temsilcileri 1977-1978, 1985- 1986, 1992 ve 1994 yıllarındaki önerileri reddetmiştir. Tüm bunlar, Kıbrıs Rumlar tarafının sorunu çözme arzusundaki ciddiyetsizliğini göstergesidir. Kıbrıs Rum Kesiminin adadaki sorunun çözümünü geciktiren bir başka eylemi de 2004 yılında Kofi Annan Planı olarak bilinen BM Planını reddetmesi olmuştur. Söz konusu planın Rumlarca reddedilmesi müzakerelerde büyük bir yıkıma yol açmıştır. Bu plan, iki taraf arasında siyasi eşitliğe dayalı bir ortaklık kurulmasını öngörmekteydi. Referandumda söz konusu plana, Kıbrıslı Türklerin %65’i “Evet” derlerken, Kıbrıslı Rumların %76’sı ise “Hayır” oyu kullanmışlardır. Bu da Kıbrıs Rum yönetiminin ve halkının Kıbrıslı Türklerle iktidarı paylaşmaya hazır olmadıklarına kanıttır. Tüm bu gerçeklere rağmen, 1 Mayıs 2004’te Kıbrıs Rum Kesimi adanın tümünü temsilen Avrupa Birliği’ne girmiştir. Kıbrıs Rumlar bu üyelikten istifadeyle Kıbrıslı Türklere başta ticaret, eğitim, turizm, ulaştırma ve iletişim olmak üzere hayatın tüm alanlarında her türlü zorluğu ve engeli çıkarmaya çabalamışlardır. Mart 2008’de, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Kıbrıs Rum Kesimi lideri Dimitris Hristofyas’la yaptığı görüşme sonucunda adanın başlıca sorunlarını ele almak üzere Ortak Çalışma Grupları oluşturulmasına karar vermişlerdir. Hazırlık aşamasından sonra iki lider, 3 Eylül 2008’de müzakereleri başlatmışlardır. Müzakerelerde yönetim ve güç paylaşımı, ekonomi, AB ve mülkiyet konuları ele alınmıştır. Müzakerelerin sonunda Adanın iki tarafında aynı anda veya ayrı ayrı referandum yapılması öngörülmekteydi, ancak Talat ve Hristofyas’ın çabaları müzakereler sırasında elde edilen ilerlemeye rağmen olumlu bir sonuç için yeterli olamamıştır. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, KKTC’yi 1 Şubat 2010’da ziyaret ederek desteğini ortaya koymuştur. Ancak müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilememiştir. Hatta Kıbrıs Rum Kesimi temsilcilerinin güvenlik ve garantiler konusunun müzakere edilmediği yönündeki açıklamaları kışkırtıcı olmuştur. Çünkü bu iki konu müzakerelerin ana gündem maddeleri arasındadır. 18 Nisan 2010’da KKTC’de Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan Dr. Derviş Eroğlu iki halk arasında BM parametreleri çerçevesinde, siyasi eşitliğe dayalı yeni bir ortak devletin kurulmasını sağlayacak ve 1960 Garanti Sisteminin de devamını öngören bir uzlaşı için BM şemsiyesi altında yürütülen müzakerelere 26 Mayıs 2010’da tekrar başlamıştır. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da Kıbrıslı Türklerin önem verdikleri ve halkın çıkarına olan bu müzakerelere devam etmekte ve müzakerelerde ana konulara ilişkin yapıcı önerilerde bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Akıncı, Kıbrıs Türk tarafının sunduğu tüm önerilerin Kıbrıs Rum tarafınca reddedilmesine rağmen büyük bir iyimserlik ve azimle en kısa sürede bir çözüme varılması için müzakere sürecine bağlılığını her fırsatta vurgulamaktadır.

 Doğu Akdeniz Üniversitesinde, 106 milletten 20.000’den fazla öğrenci öğrenim görüyor

Doğu Akdeniz Üniversitesini(DAÜ) ziyaretimizde Kıbrıslı Türk yetkililerinin gelecekte ortaya çıkabilecek meydan okumalara karşı koymak ve kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için en güçlü araç olarak gördükleri eğitime verdikleri büyük öneme şahit olduk. KKTC’nin uluslararası toplum tarafından tanınmamasına rağmen DAÜ ve KKTC’deki diğer üniversiteler öğrencilerine sağladıkları kaliteli eğitimden dolayı birçok uluslararası üniversite tarafından tanınmaktadır. DAÜ’yi ziyaretimizde, Rektör Prof. Dr. Necdet Osam’la da bir görüşme gerçekleştirdik ve üniversitenin faaliyetleri, eğitim programı ve kayıt süreci hakkında bilgi aldık. 1979 yılında kurulan DAÜ’de 106 milletten 20 bin öğrenci öğrenim görmektedir. Üniversitede eğitim gören öğrencilerin % 85’i yabancı öğrencilerden oluşmaktadır. Kalan % 15’lik kısım ise Kıbrıslı Türk öğrencilerdir. Üniversitede 1000 kadar öğretim üyesi görev yapmaktadır. DAÜ uluslararası kalitede birinci sınıf bir üniversitedir. Uluslararası tanınırlığa sahip İngilizce lisans, yüksek lisans ve doktora programlarına sahiptir. Uluslararası üne sahip olan DAÜ, Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA), Uluslararası Üniversiteler Birliği ta(JAU), İslam Dünyası Üniversiteler Birliği (FUIW) gibi çeşitliği üyeliklere sahiptir. Kuruluşundan bu yana, 100 farklı milletten 48800’den fazla öğrenciyi mezun eden DAÜ, KKTC’nin ekonomisinin gelişmesinde çok önemli role sahiptir. DAÜ’den mezun olan öğrenciler çeşitli şirketler kurmuşlardır. Ayrıca DAÜ Mezunlar Derneği, DAÜ mezunlarına iş bulmakta ayrıca mezunlarla, www.emu.edu.tr web sitesi üzerinden sürekli temas halinde olmaktadır. Doğu Akdeniz Üniversitesi ve KKTC’deki diğer üniversitelerin bilimsel alanda bu kadar ilerlemesi, Kıbrıs Türk halkının meydan okumalara çok iyi bir şekilde karşı koyabildiğini göstermektedir. Ekonomik yaptırımlar Kıbrıs Türk halkının ülkesinin kapılarını ve iletişim kanallarını dünya halklarına açmasına ve ülkesini kalkındırmasına engel olamamıştır.

 

Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu: “Türkiye’nin garantisi olmadan, Güney Kıbrıs Kesimiyle hiç bir anlaşmayı kabul etmeyeceğiz.”

KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Güney Kıbrıs tarafıyla sürdürmekte oldukları müzakerelerde eşit taraflardan biri olarak masada olacaklarını, kendilerine azınlık olarak bakılmasını tamamen reddettiklerini belirtmiştir. Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, KKTC’nin bağımsızlık kutlamalarına katılan basın mensuplarıyla yaptığı görüşmede, “Biz bu vatanda ortağız, (11 Kasım 2016) Cuma günü başlayan müzakerelerde bu gerçekten başka bir şeyi kabul etmeyeceğiz” şeklinde konuşmuştur. Bakan Ertuğruloğlu ayrıca Rumların adada nüfus olarak çoğunlukta olduğunu, ancak Kıbrıs’ın birleşmesinin iki taraf arasında eşitlik temelinde gerçekleştirilecek bir ortaklıkla mümkün olabileceğini belirtmiştir. BM gözetiminde gerçekleşmekte olan mevcut müzakerelerin sonucu konusunda iyimser olmadığını gizlemeyen Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, BM’nin 1974’ten beri Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak için harekete geçemediğini, bu nedenle sorunun daha da karmaşık bir hal aldığını ve bu durumun 50 yıldır sürdürülen ve hiçbir ilerleme kaydedilmeyen görüşmeleri olumsuz etkilediğini belirtmiştir. Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu ayrıca “Dünya bize çözüm için ne verebileceğimizi soruyor, neden diğer tarafa sorulmuyor? Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’nin işgali altında olduğu iddia ediliyor, bunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Bu iddiaları öne sürenler, Kıbrıslı Rumların yaptıklarını hatırlamalıdırlar. Türk askeri, halkımızı işkence ve katliamdan korumak için adaya girmek zorunda kalmıştır. Kıbrıs Türkü olarak, Kıbrıs Rumları düşman olarak değil, sadece güvenliğimizi tehdit eden bir tehlike olarak bakmaktayız. Dolayısıyla, iki taraf arasında herhangi bir anlaşma ancak Türkiye’nin garantörlüğüyle olmalıdır.” şeklinde konuşmuştur. Dışişleri Bakanı Bakan Ertuğruloğlu, müzakerelerin çoğunluğun azınlığa tahakkümü şeklinde değil eşitlik temelinde yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye’nin nüfusu 80 milyon, Yunanistan’ın nüfusu ise 10 milyondur, öyleyse çoğunluk ve azınlık nerededir ?” şeklinde konuşmuştur. Ayrıca yürütülmekte olan müzakerelerin masada görüşülecek yeni senaryoları içereceğini belirtmiş ve “Ancak bütün dünya geleceğimizi savunmamızı bir suç olarak görüyorsa ki biz böyle görmüyoruz, o zaman bu suç devam etmelidir. Türkiye bizim ana güvencemizdir, Türkiye hiçbir şekilde Kıbrıs’ın Yunan olmasına izin vermeyecektir” dedi. KKTC Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, KKTC’nin Türkiye’den başka hiç kimseye güvenmediğini ve ülkesinin iki bayrağının olduğunu vurgulamış ve “Bu bayrakların birisi yerli diğeri ise milli bayrak olarak sayılan Türkiye’nin bayrağıdır. Kıbrıs sorununun çözümü, Türkiye’nin garantörlüğü altında gerçekleşecek bir özerklik veya Kosova veya Taiwan modeli olabilir” şeklinde konuşmuştur. Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu konuşmasında ayrıca Avrupa Birliği’ne davalarına olan bakışlarını değiştirmesi yönünde çağrı yapmıştır. Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu ülkesinin İslam İşbirliği Teşkilatında gözlemci üye olduğunu, İslam ülkeleriyle gelişmekte olan ilişkilerinin davalarına olumlu yansımaları olmasını umduklarını ifade etmiştir. Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu yürütülmekte olan müzakerelerin başarıyla sonuçlanmaması halinde, KKTC’nin tepkisinin ne olacağı konusundaki soruya cevaben beklentilerinin gerçekleşmemesi halinde ileride yeni başka müzakerelerin olabileceğini, ancak tüm müzakerelerin başarısız olması halinde nihayetinde çeşitli çözüm alternatifleri olduğunu sözlerine eklemiştir.

Tam bir trajedi

Doğu Akdeniz Üniversitesini ziyaretimizden sonra, basın mensupları olarak bazı köylerde incelemelerde bulunduk. Bu vesileyle, Kıbrıslı Türklerin çektiği çileye dair birçok hatıraya sahip Atlılar Köyü’ne çok önemli bir ziyaret gerçekleştirdik. Bu bölgede, aşırıcı Kıbrıslı Rum çeteler tarafından Kıbrıslı Türklere yapılan katliamlarda ölenlerin bulunduğu 3 adet toplu mezar bulunmaktadır. Katliam kurbanı kadın, çocuk ve yaşlıların isimlerinin yazıldığı anıtın önünde bir dakikalık saygı duruşu gerçekleştirdik. Katliamların yaşandığı dönemde asker olan, bilahare Rum çeteler tarafından esir alınan, aşağılayıcı işkenceye maruz kalan, eşi ve 5 çocuğu bu çeteler tarafından katledilen, yaşadıklarına dair acı hatıraları halen dün gibi hatırında tutan bir babayla karşılaştık. Kamil Meriç isimli bu kişi bu mezarlıkları ziyaret edenlere o döneme dair hiçbir zaman unutamayacağı acı hatıralarını anlatmak üzere her zaman bu anıtın yanında beklemektedir. Meriç, 1974 yılında Makarios’u devirmeye çalışan Yunanistan destekli Kıbrıslı Rum çeteleri tarafından Temmuz 1974’te Kıbrıslı Türklerin köylerini kuşatılması sırasında tutuklanıp esir edilmiştir. Bu çeteler Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını, buna esasında karşı çıkmayan Makarios’u devirerek çabuklaştırmak istemekteydiler. Meriç, EOKA’yla girilen çatışmalarda 1000’den fazla Rum çetecinin öldürüldüğünü anlatmaktadır. Kıbrıslı Türkleri adanın Yunanistan’a ilhakı projesini reddettikleri için, Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler arasında problemler çıkmıştır. Aşırıcı Kıbrıslı Rum çeteleri, Kıbrıslı Türkleri adadan göç etmeye zorlamışlardır. Bu durum, Türkiye’nin, Kıbrıslı Türkleri korumak için 1974 yılında adaya müdahale etmesi sonucunu doğurmuştur.

Esir düşen Meriç serbest bırakıldıktan sonra, eşi Fatma’yı ve 5 çocuğu, Fidya, Yonca, Ozan, Halman ve bir buçuk yaşındaki Kaan’a kavuşma ümidiyle, ailesinin saklandığı “Atlılar” köyüne adeta uçarak giderken, yolda bir arkadaşıyla karşılaşmış, katil Rum çetelerin ailesine yaptıklarını öğrenince duyduklarından acı ve keder duymuştur. Meriç, eşi ve çocuklarının cesetlerini gömüldükleri yerden çıkarmak için kendi elleriyle toprağı nasıl kazdığını acı dolu sözlerle anlattı. Küçük oğlu Kaan’ın vücudunu delen 40 kurşunun izini gördüğünde yapılan vahşetin boyutunu anladığını söyledi. Meriç, eşi ve çocuklarının ölümüyle, Rum çetelerin Kıbrıslı Türklere yaptıkları katliamların yaşayan, ancak gerçekte “ruhen ölü” bir şahidiydi, acı hikâyesini yabancılara, gelecek kuşaklara ve barış ve güven içerisinde yaşamayı ve gasp edilmiş haklarına yeniden kavuşmayı umutla bekleyen tüm Kıbrıslı Türklere anlatıyordu.

Vahşetin tanığı

Aşırıcı Kıbrıslı Rum çeteleri tarafından çok sayıda çocuğun katledildiği bir okulu ziyaretimizde katliamda ölenlerin isimlerini, fotoğraflarını, katliama dair bilgileri içeren yazılı metinleri gördük. O anda aramızda bulunan basın mensuplarından birinin gözyaşlarını tutamadığını gördüm. Türk vatandaşı olan bu arkadaşımızın 1974 yılında yaşanan bu trajediyi durdurmak için girişimde bulunan Türk Ordusuna refakat eden fotoğrafçılardan biri olduğunu, kamerasıyla bu felaketin kurbanlarına ait yüzlerce fotoğraf çektiğini, baktığımız bu fotoğrafların da kendisi tarafından çekildiğini öğrendik. Yaşanan o an, gerçek ve samimi duygularla dolu çok etkileyici bir andı. Kendimi bu katliamların tüm ayrıntılarına şahit olan bir kişiyle karşı karşıya bulmuştum. Sakinleşmesini bekledikten sonra kendisiyle sohbet ettim ve onunla bir hatıra fotoğrafı çektirdim.

Askeri kutlamadan fazlası

Askeri töreni izlemek için Devlet ve hükümet başkanlarının yanı sıra üst düzey Komutanlar, basın mensupları ve Kıbrıs Türklerden çok sayıda katılımcı hazır bulundu. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın askeri bando eşliğinde tören alanına gelişiyle KKTC’nin 33. yıldönümü kutlamaları başladı. Törende, Kıbrıslı Türklerin kendi vatanları ve çocuklarının geleceğine dair umutları sergilendi. Bu tören, tüm unsurlarıyla kurulmuş genç bir devletin eseriydi. Cumhurbaşkanı Akıncı konuşmasında genç devletin diplomasisine, güçlü askeri yeteneklerine, bilim ve eğitime verdiği öneme ve gelecek kuşakların haklarının korunmasına dikkat çekti. Askeri birliklerin ve öğrencilerin gösterileriyle devam eden ve farklı ülkelerden gelen konukların katıldığı tören, tüm dünyaya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ihmal edilmeyi ve görmezlikten gelinmeyi hak etmediği mesajını verdi.