KKTC Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu: Katalonya gibi değiliz, alakamız yok

Lefkoşa’daki bürosunda Tahsin Ertuğruloğlu’nun karşısında otururken insanın aklına gelen sadece bir ülke tarafından (Türkiye) tanınan bir devletin Dışişleri Bakanı olmak nasıl bir şeydir şüphesi oluyor. Ertuğruloğlu, bana mizahi şekilde cevap veriyor: “Bu yüzden beni cezbediyor çünkü hepsi bir meydan okuma. Herkes tarafından tanınan bir ülkenin Dışişleri Bakanı olmak…” Bunu herhangi biri de yapabilir. Sabır ve anlayış gerektiğini kabul ederken ciddileşiyor: “Benden açıklama, toplantı, görüşme yapmamamı isteyen birçok diplomatla konuşuyoruz. Sözümü sakınmayı bilmeliyim. Bu, kimseyle görüşmediğim anlamına gelmez.”

 

SORU: BM’nin barış güçleri onlarca yıldır sınırda bulunuyor. Ne zamana kadar kalacaklar? Görüşmeler başarısız olduğu için gidecekler mi?

TAHSİN ERTUĞRULOĞLU: BM Güvenlik Konseyi, misyonu altı ay daha uzatan bir kararı kabul etti. Her uzatma altı aydır. O zamandan sonra ne olacağını bilmiyorum. Kolayca söyleyebileceğim şey Ada’da barışı koruyan şey maalesef BM olmadı onlar insani bir iş gerçekleştirdiler ancak barışı koruma yetisinde olmadılar. Bunu sadece caydırma gücü olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin varlığı başardı. Şaşırtıcı değil. Mavi bereliler, bir çatışmaya karışamazlar onlar gözlemci ve bilgi vericidirler. Barışı korumak için yeterli değil.

SORU: Kıbrıslı Türkler, AB’nin üyesi olmak istiyorlar mı yoksa kendilerini ihanete uğramış mı hissediyorlar?

ERTUĞRULOĞLU: Aşikâr olarak bu duygu mevcut. Ancak genel olarak AB üyesi olmaya karşı değiller. Evet, Kıbrıslı Türkler yapılabilecek AB norm ve standartlarına ulaşmak istiyorlar; onları uygulamak için üye olmak zorunda değiliz. Amacımız bu. Bir gün AB üyesi olmayı başarırsak veya başaramazsak bunu göreceğiz. Her şey siyasi gelişmeye bağlı. Kıbrıslı Türkler kendilerini Avrupalı görüyor ve AB tarafından ihanete uğramış hissediyor.

SORU: Türkiye ile olan bağlarınızı anlıyorum ve yabancı gazetecilerden oluşan bir heyete verdiğiniz brifing sırasında kullandığınız “bizim için ölecek tek ordu” cümlesi çok dayanışmacı ve aslında bunu da yaptılar ancak geçen yıl Türkiye’deki başarısız askeri darbeden sonraki baskı, gazetecilerin, aktivistlerin tutuklanmasıyla insan hakları eksikliği… Konuya ilişkin olarak kamuoyu görüşünü değiştirdi mi? Türkiye’nin ana vatan olduğunu hissetmeye devam ediyorlar mı?

ERTUĞRULOĞLU: Elbette.

SORU: Geçen yıldan bu yıla değişmedi mi?

ERTUĞRULOĞLU: Hayır, hayır.

SORU: Burada ifade özgürlüğü var gazeteciler sizi eleştirebiliyorlar…

ERTUĞRULOĞLU: Elbette ancak ifade özgürlüğü arasında bir fark olması gerekirdi. İfade özgürlüğünün arkasına sığınanlar faaliyetler yapıyorlar veya terör veya devletin ortadan kaldırılması gibi gayrimeşru bir işe karışıyorlar ve sonra da basın üyesi olduklarını söylüyorlar. Bu, sana kanunların üstünde ayrıcalık vermez. Olaylar hakkında bilgi verme ve rapor etme hakkına sahipsin ancak… Crans Montana müzakerelerinde yaptıkları gibi. Her halükârda bir gazeteci kanunun üstünde görülmemeli.

SORU: Dolayısıyla Türk yanlısı olmaya devam ediyorlar.

ERTUĞRULOĞLU: Türkiye’nin garantisi her şeyin üstesindedir. Her Kıbrıslı Türk, hayatta olmaları ve böyle devam etmesinin tek sebebinin Türkiye olduğunu biliyor.

SORU: Belki de İspanya’daki gibidir bir iç savaşımız oldu ve büyükbabalarımız bunu çok iyi hatırlıyorlar ve hatta birbirleri arasında bir benzerlik var ancak üçüncü nesiller artık unuttular ve taraflı düşünmeden yaşıyoruz…

ERTUĞRULOĞLU: Evet, buraya kadar nasıl geldiğimizi, ne bedeller ödediğimizi ve geçmişteki tehlikelerin neler olduğunu tam olarak bilmeyen gençler var… Bunların bilincinde olmadıkları için o zaman da sağlıklı bir şekilde bütün panoramayı analiz etmekten yoksunlar.

SORU: İspanya’dan bahsetmişken İspanya veya herhangi bir diplomatla diplomatik ilişkiniz var mı?

ERTUĞRULOĞLU: Hayır. Yıllar önce 1999-2004 döneminde Dışişleri Bakanı iken Roma’yı ziyaret ettim. Orada İspanyol Dışişleri bakanını şahsi olarak tanıdım. İspanya ile olan sorunumuz şudur ki Rumlar bizi İspanyol yetkililere Basklı teröristmişiz veya Katalonya gibi ayrılıkçıymışız gibi tanıtmayı başardılar. Ancak öyle değiliz bizimle ilgisi yok. Bununla birlikte Kıbrıs olarak tanındıkları için olayları kendilerini ilgilendiren şekilde tanıtma yetisine sahipler. Bu nedenle Roma’daki İspanyol makamları detaylar hakkında ne bilecekler? Bununla birlikte Kıbrıs, bir AB, BM üyesi. Bu yüzden Kıbrıslı Türkler, Basklı veya Katalan olmalılar… Konuya ilişkin olarak bir dezavantajımız var.

SORU: Katalan diplomatlar sizlerle temas kurdu mu? Heyetleri ve büyükelçilikleri de olduğunu biliyor musunuz?

ERTUĞRULOĞLU: Hayır. Bizimle hiç temasa geçmeye çalışmadılar.

SORU: Crans-Montana’daki müzakerelerin başarısızlığı sonrasında hangi adımları atacaksınız?

ERTUĞRULOĞLU: Bazı seçeneklerimiz var. Müzakereler yüzünden şimdiye kadar yapamadığımız şeyi yapabiliriz, tanınma isteyebiliriz. Bunlar benim şahsi görüşlerim olsa da seçeneklerimiz var. Başka bir seçenek de Türkiye’nin özerk cumhuriyeti olmak yani dış ilişkileri ve savunmayı Ankara idare eder geri kalanı da buradan idare edilir. Üçüncüsü, Tayvan yani hiçbir tanınma olmadan uluslararası piyasada olabilmek. Kosova gibi sınırlı tanınma. Son olarak da Türkiye’yle birleşmemiz bir vilayet olmak. Bu, Kıbrıslı Türk vatandaşların istedikleri şey değil: Ankara hükümetinin de istemediği bir şey ancak teknik olarak seçeneklerden biri. Bunu tercih etmeyebiliriz ancak seçenek orada. Her halükârda buna Türkiye ile karar vermeliyiz ve sadece onun yardımıyla seçeceğimiz seçeneklerden birinde başarılı olabileceğiz.

SORU: Sizi tanıyacak ilk ülkenin hangisi olacağını düşünüyorsunuz?

ERTUĞRULOĞLU: 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulduğu zaman Bangladeş Dışişleri Bakanı hükümetine bizi tanımasını teklif edeceğini söyledi. Hemen büyük güçler, Bangladeş’e saldırdılar ve bakan da görevden ayrıldı. Tanınma isteyeceğimiz ülkeler var bizi tanıyacaklardır. Mesela Pakistan bizi tanıyacaktır çünkü Türkiye’nin çok yakın bir müttefikidir. Muhtemelen tanıyan ilk ülke olacaktır.

 

KAYNAK : LA RAZON – İSPANYA