Türkiye’nin Kıbrıs Vizyonu

T.C. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun The Washington Times gazetesinde yayınlanan “Türkiye’nin Kıbrıs Vizyonu” başlıklı makalesi:

Doğu Akdeniz şu an güvenlik konusunda güçlüklerle dolu. Başarısız devletler, toplu göç ve terör, bölgeye sıkıntı veriyor. Ancak bu çalkantı içerisinde, onlarca yıldır kalıcı anlaşma bekleyen bir sorunun çözümü için altın fırsat bulunuyor. Kıbrıs Adası’ndan bahsediyorum. Ada’nın geleceğiyle ilgili hükümetimin vizyonu, onu barış, istikrar, iş birliği ve ekonomik refahın bir kalesi haline dönüştürmeyi içeriyor.

Kıbrıs sorunu karmaşık. Bugün “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak bilinen oluşum, tam anlamıyla kendine münhasır bir durum. Ada, yaklaşık 60 yıl önce Büyük Britanya, Türkiye ve Yunanistan ile Ada’daki ortak kurucu halklar olan Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında varılan üç uluslararası anlaşma temel alınarak ve iş birliği amaçlı olarak kurulmuş bir devletti. Bu iki toplum Ada’da yüzyıllardır yaşıyor. Farklı dinleri, kültürleri ve etnik kimlikleri olan iki farklı halktılar ve halen öyleler. 1960’ta iki anavatan ve Büyük Britanya tarafından sunulan garantiler kapsamında, siyasi eşitlikleri temel alan işler bir federasyonda, bu iki toplumun barış içinde yan yana var olabilecekleri anlayışını yansıtan özel bir mekanizma kuruldu.

Ne yazık ki bu tecrübe sadece üç yıl sonra başarısızlığa uğradı. Kıbrıslı Rumlar, kurucu anlaşmaları ve Anayasa’yı açık şekilde ihlal ederek genç devletin organlarından Kıbrıslı Türk ortaklarını zorla devirdi. 1964 yılında Kıbrıslı Türkleri etnik temizlikten korumak için Ada’da BM Barış Gücü kuruldu. 1968’de iki taraf arasında müzakereler başlamış olsa da 1974 yılında Yunanistan’daki askeri cunta, Kıbrıs’ı ilhak etmeye kalkıştı ve bu da 1960 Garantörlük Antlaşması uyarınca Türkiye’nin müdahalesini tetikledi. 1983’te Kıbrıslı Türkler bir taraftan güneydeki sabık ortaklarıyla halen uzlaşmaya çalışırken kendi cumhuriyetlerini kurdu. Bu uzlaşma arayışı halen devam ediyor. Amaç tamamen yeni bir ortaklıktır.

Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumlar tarafından kendilerine uygulanan haksız dışlamaya rağmen Türkiye’nin desteğiyle sürekli olarak adil, kalıcı ve kapsayıcı bir çözüm için çalıştı. Ne var ki onlarca yıl boyunca BM’nin desteklediği çeşitli çözüm girişimlerini reddeden Kıbrıs Rum kesimi oldu. Bugün Ada’daki statüko, her iki taraf için de kabul edilemez. Etnik gerilimin olmadığı yeni ve müreffeh bir Kıbrıs herkesçe memnuniyetle karşılanacaktır.

Bu yeni gidişat devam eden BM destekli müzakerelerin başarılı şekilde sonuçlanmasıyla hayat bulabilir. Çözümün kalıcı ve adil olabilmesi için belirli kriterleri taşıyor olması gerekir. Ada’daki iki taraf da siyasi olarak eşit olmalıdır; bir taraf diğerine baskın olamamalı ya da onu azınlık gibi bünyesine almamalıdır. Güç iki bölgeli, iki toplumlu bir ortaklıkta paylaşılmalıdır. AB çözümün temel parametrelerinin yasal olarak kendi birincil kanununa uygun olmasını temin edecektir. Yunanistan ve Türkiye arasında bir denge kurulacaktır, yani Türkler Ada’da münhasıran Rumlarla eşit durumda olacaklardır.

Nihayetinde geçmişteki trajik olayların tekrarlanmasını önlemek için muhafız bir güç hayata sokulacaktır. Mevcut Garantörlük ve İttifak Antlaşmalarıyla sunulan sağlam çerçeve, kuzeydeki Türk gücünün varlığının 40 yıldır herhangi bir çatışma çıkmasına engel olduğu Ada’nın gelecekteki istikrarı için devam edecektir. Kıbrıs Türk kesimindeki kamuoyu yoklamaları açıkça gösteriyor ki Kıbrıslı Türkler, Türk garantilerini içermeyen bir çözümü kabul etmeyeceklerdir. 60’lar ve 70’lerin başlarında, Kıbrıs Rumlarından kaynaklı sarsıcı deneyimleri göz önüne alındığında kimse onları suçlayamaz; özellikle de geçtiğimiz günlerde Kıbrıs Rum tarafının okullarda Kıbrıs sorununun kökeninin uzandığı 1950 “Enosis” (Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşmesi) referandumunu anma girişiminin ardından.

Bu genel çerçeve içerisinde kapsayıcı bir çözüme ulaşılacaksa Kıbrıs Rum tarafı, nihayetinde Kıbrıslı Türklerin siyasi olarak eşit ortaklar olduklarını kabul etmeli ve onların haklı kaygılarını hesaba katmalıdır.

Aralarında sağduyunun hakim olması halinde, Kıbrıslı Rumların kazanacağı çok şey var. Çözüm onlara Kıbrıs’ın tümünün yarar sağlayacağı Türkiye’nin dostluğunu ve iş birliğini getirecektir. Tüm Ada’nın ihtiyacına fazlasıyla yetecek kadar su temin edebiliriz. Hidrokarbon kaynakları özgürce aranabilir ve kullanılabilir. Türk limanları, Kıbrıs Rum kesiminin gemilerine açıldığı zaman yeni ticaret yolları ortaya çıkacak ve ticaret hacmi artacaktır. Beraberinde Türkiye-Yunanistan ilişkilerine olumlu etki sağlayacak olan bu gelişmeler bölgemizde yeni bir işbirliği ve refah dönemine öncülük edecektir. Burada kaybeden olmayacaktır; bu kazan-kazan durumunun kitabı haline gelecektir.

Mamafih bu ancak cesaret, siyasi irade ve çözüm sürecini başarılı bir sonuca taşıyacak liderlikle yapılabilir. Sisypean diplomasiye takılıp kalmayı artık kaldıramayız. Türkiye ve Kıbrıs Türk kesimi, Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşmaya kararlıdır. Uzun süredir devam eden çabalarımızın sonuç bulmasının zamanı geldi. Şimdi en zorlu mesafeyi kat etmenin zamanıdır.