
Türkiye’den AP’nin Kıbrıs kararına tepki: “Alçakça iftiralar barındırıyor, yok hükmünde”
10 Temmuz, 2026
Dışişleri Bakanlığı, AP’nin “1974 müdahalesinin Kıbrıslı kadınlar ve kız çocukları üzerindeki etkileri” konulu kararını kınadı
10 Temmuz, 2026Dışişleri Bakanlığı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY), mülkiyet konusunu ceza hukuku kapsamına taşıması ve uluslararası adli işbirliği araçlarını kullanmayı sürdürmesi konusunda açıklama yaptı.
Açıklama şöyle:
“Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY), mülkiyet konusunu ceza hukuku kapsamına taşımayı ve uluslararası adli işbirliği araçlarını kullanmayı sürdürmesi, Kıbrıs Türk tarafına yönelik samimi bir iradeden yoksun olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından etkin bir iç hukuk yolu olarak kabul edilen Taşınmaz Mal Komisyonu’nun varlığına rağmen, mülkiyet uyuşmazlıklarını hukuki çözüm mekanizmaları yerine cezai süreçler ile Avrupa Tutuklama Müzekkeresi ve INTERPOL mekanizmaları aracılığıyla ele almaya devam etmesi, bu samimiyetsiz yaklaşımın en somut tezahürüdür.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yürürlükteki mevzuata uygun şekilde yaşayan, çalışan ve yatırım yapan yerli ve yabancı kişileri hedef alan bu yaklaşım, mülkiyet konusunu Kıbrıs Türk halkının ekonomik refahını, güvenliğini ve geleceğini tehdit eden bir baskı aracına dönüştürmeyi amaçlayan sistematik bir politikanın yansımasıdır. GKRY’nin önceliğinin mülkiyet konusuna hukuki çözüm üretmek değil, bu konuyu siyasi ve ekonomik baskı aracına dönüştürmek olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır.
Kıbrıs Türk tarafını baskı altına almayı ve mevcut statükoyu kendi lehine kullanmayı amaçlayan bu samimiyetsiz ve çifte standart içeren anlayışla müzakere yapılmasının manası yoktur. Bu anlayış değişmediği sürece, Birleşmiş Milletler nezdinde yürütülen çabaların olumlu bir netice vermesini beklemek beyhude bir beklentiden öteye geçmeyecektir.
Tüm bunlar ışığında, gerek BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, gerekse de Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın sürekli atıfta bulundukları sözde “tarihi fırsat” söyleminin neye dayandırıldığını anlamlandırmak mümkün görünmemektedir.
Bu çerçevede, Kıbrıs meselesinde yanlış bir yaklaşım benimseyen tarafların bu yaklaşımlarını gözden geçirerek düzeltmeleri gerekirken, doğru ve onurlu bir duruş sergileyerek bu yanlışlara boyun eğmeyen Kıbrıs Türk halkını yanıltmaya ve cezalandırmaya yönelik girişimlere fırsat verilmeyeceği bilinmelidir
Son olarak, Adadaki iki tarafın statü eşitliği sağlanmadıkça hiçbir sürecin başarı şansı olmadığı bu vesileyle bir kez daha vurgulanmalıdır.”

