Başbakan Ersin Tatar, “Garantörlük hakkı kolay kolay elde edilen bir şey olmamıştır”

Başbakan Ersin Tatar, “Garantörlük hakkı kolay kolay elde edilen bir şey olmamıştır. Dolayısıyla, Avrupa Birliği oyunlarıyla tarihten gelen bir hakkı, bir tertip, bir oyun veya manevrayla Türkiye Cumhuriyeti’nin elinden almak veya Kıbrıslı Türkleri ana vatan Türkiye’den kopartmak gibi bir şeye müsaade etmemiz söz konusu değildir.” dedi.

Başbakan Ersin Tatar, Malazgirt Zaferi’nin 948’inci yıldönümü etkinliklerine katılmak ve konferans vermek üzere dün sabah Türkiye’ye gitti.

Tatar, Harp Malulü Gaziler, Şehit, Dul ve Yetimleri Derneği tarafından Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Kıbrıs Meselesi ve Doğu Akdeniz’de Neler Oluyor” başlıklı konferansta, Konya’yı kendi toprakları olarak gördüklerini ve burada olmaktan memnuniyet duyduklarını söyledi.

Türkiye ile KKTC arasında büyük bir sevgi ve gönül bağıyla ortak ideallerin bulunduğunu belirten Tatar, “Bu değerle, bu güç, bu zenginlik ve bu vatan sevgisiyle Kıbrıs Türkü 74’ten önce o zalimlere karşı direnebilmiş, kendisini örgütleyebilmiş ve ne mutlu bize ki 1974’te kahraman Mehmetçik’in adaya ayak basmasıyla kendi devletimiz kurulmuş. Bu özveriyle şu anda Doğu Akdeniz’de, bu büyük çıkarlarımızın savunulabilmesi için ana vatanımız Türkiye Cumhuriyeti ile ulusal menfaatlerimizin ileriye götürülebilmesi için işbirliği içindeyiz.” ifadelerini kullandı.

Tatar, Türkiye’nin Kıbrıs için verdiği mücadeleyle, Rumların ve emperyalist güçlerin itirazlarına rağmen garantörlük hakkını kazandığını anımsatarak, şöyle devam etti:

“1960 anlaşmalarının ekinde olan Türkiye’mizin herhangi bir durumda tek taraflı müdahale hakkı, çok önemli bir başarıydı ve günün sonunda 1960’tan 1974’e kadar, bütün toplu katliamlara, soykırımlara, her türlü vahşete rağmen direnebilen Kıbrıs Türk halkı 1974’te Rum ve Yunan cuntasının büyük hatası dolayısıyla, Makarios’u devirmeleri, darbe yapmaları ve Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama girişimleri, merhum Bülent Ecevit’in ve tabii ki yardımcısı Necmettin Erbakan’ın talimatıyla, Mehmetçik’in adaya gitmesiyle, Kıbrıs Türk’ü tekrar özgürlüğüne ve bağımsızlığına ulaşmıştır.”

1974’ten sonra KKTC’nin gelişerek yoluna devam ettiğini dile getiren Tatar, Türkiye ile KKTC’nin bağını koparmak için oyunlar oynandığını, bu oyuna gelmeyeceklerini bildirdi.

Dünyaya açılmak için “evet” dedikleri Annan Planı’na “hayır” diyenlerin buna rağmen Avrupa Birliği’ne kabul edildiğine dikkati çeken Tatar, “Bu kabul edilebilecek bir şey değildi ama büyük bir oyunun tezgahıydı.

Tatar, şunları kaydetti:

“Türkiye’mizin desteği, Türk hükümetimizin kararlı duruşu bize güç vermektedir. Bu bizim için çok önemlidir. Kıbrıslı Türkleri ana vatan Türkiye’den kopartmak gibi bir şeye müsaade etmemiz söz konusu değildir.”

Tatar, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerle son yıllarda KKTC’nin stratejik öneminin arttığını söyledi.

Tatar, Doğu Akdeniz’deki potansiyel hidrokarbon, petrol, gaz zenginlikleri ve bunların paylaşımı noktasında, şunları ifade etti:

“Kıbrıs’ta iki eşit halk vardır, Rum halkı ve Türk halkı. Uluslararası anlaşmalar ve tarihten gelen birtakım süreçler, bunun uluslararası camia tarafından da kabul edilmesine yol açmıştır. Birleşmiş Milletler de bunu kabul etmiştir. İki eşit halk vardır. Nasıl oluyor da iki eşit halkın olduğu Kıbrıs’ta bu zenginliklerin paylaşımında sadece bir tarafa, Rum halkına söz hakkı veriliyor? Bu şekilde Kıbrıs Türklerinin haklarını ve aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin de uluslararası hukuktan doğan haklarını ihlal ediyorlar.”

Doğu Akdeniz’e en uzun sahil şeridi bulunan ülkenin Türkiye olduğunu belirten Tatar, Türkiye ve KKTC’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.

Kapalı Maraş’ın yerleşime açılmasına yönelik süreci de değerlendiren Tatar, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Maraş’ın açılmasıyla, en büyük liman şehri Gazimağusa’nın ekonomik olarak daha da büyüyebileceği ve hem turizm potansiyeli hem ekonomisiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ve Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarımızın korunmasına büyük hizmetler vereceğini düşünmekteyiz. 45 yıldır Rumlarla bu görüşme sürecinden herhangi bir netice çıkmamasına rağmen hala kapalı kalmasının bir anlamı olmadığı artık ortaya çıkmıştır.”