Cumhurbaşkanı Tatar: “15 Kasım 1983 tarihi Kıbrıs’ta bir dönüm noktasıdır”

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “15 Kasım 1983’te KKTC’nin ilanı, Rum tarafının bizim egemen eşitliğimizi kabul etmemesi, bizlerle yetki ve refah paylaşımını reddetmesi ve uluslararası camianın sadece Rum tarafının sesini duymasının bir sonucudur” ifadelerini kullandı ve “15 Kasım 1983 tarihi Kıbrıs’ta bir dönüm noktasıdır” dedi.

Tatar, Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafına, Anayasasını talan ettikleri, bir Rum Devletine dönüştürdükleri “sözde Kıbrıs Cumhuriyeti”ne dönüş çağrısı yaparak, Kıbrıs Türk halkını zamanla asimile etmeyi hayal ettiğini ifade ederek, “Kıbrıs’ta adil ve sürdürülebilir bir çözümün sadece hali hazırda var olan iki devlet gerçeğine ve iki tarafın eşit uluslararası statüsü ve egemen eşitliğine dayalı gerçekleştirilebileceğine” vurgu yaptı.

Cumhurbaşkanı Tatar, “Kıbrıs Türk Halkı olarak Kıbrıs adasını çevreleyen denizlerdeki haklarımıza sahip çıkma kararlığı içerisindeyiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Haklı davamızda dünyadan anlayış ve destek beklerken, Türklük dünyası ve İslam alemine de; Doğu Akdeniz’in en stratejik yerinde, Kıbrıs adasında, varoluş mücadelesini sürdürmekte olan Kıbrıs Türk halkı sizlerin aktif destek ve dayanışmasını beklemektedir” diye seslendi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) 38’inci kuruluş yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarında tören düzenlendi.

Törene, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Meclis Başkanı Önder Sennaroğlu, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Başbakan Faiz Sucuoğlu, Yüksek Mahkeme Başkanı Narin Ferdi Şefik, 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Ana muhalefet CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, askeri erkan, bakanlar, milletvekilleri, konuk heyetler ve vatandaşlar katıldı.

İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’ndaki törende, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar halkın ve tören birliklerinin bayramını kutladı.

Törende, Lefke ve Erenköy’den gelen bayraklar Cumhurbaşkanı Tatar’a takdim edildi, ardından tören, halk dansları gösterisi, Türk Silahlı Kuvvetleri Mehteran Birliği Konseri ve resmi geçit ile sona erdi.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, törende yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk Halkının, en mutlu günlerinden birini 15 Kasım 1983 tarihinde yaşadığını vurguladı.

Tatar, “Onurlu bir varoluş mücadelesi ve eşsiz fedakârlıklarla kurduğumuz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, 38. Kuruluş yıldönümünü, büyük bir coşkuyla kutluyoruz” dedi.

Bu coşkuyu yaşarken, geleceğe daha emin adımlarla yürüyebilmeleri için geçmişten bu yana yaşananların muhasebesini doğru yapmaları, kutsal ve milli mücadele yolunda sarsılmadan ilerlemeleri gerektiğini ifade eden Tatar, şöyle devam etti:

“Milli mücadele liderimiz Dr. Fazıl Küçük ve Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Raif Denktaş’ın da sık sık vurguladıkları gibi, bir Halkın ulaşabileceği en yüce, en onurlu mertebe, bağımsız-egemen bir devlete sahip olmasıdır.

Kıbrıs Türk halkı olarak; eğer bugün, başı dik ve onurlu bir biçimde kendi vatanımızda özgürce yaşayabiliyorsak bunu, her türlü bedeli gözünü kırpmadan ödeyen kahraman halkımıza, aziz şehitlerimize, gazilerimize, ulusal kahramanlarımıza, Dr. Fazıl Küçük’ten Rauf Raif Denktaş’a uzanan şanlı ecdadımıza ve Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti’ne borçluyuz.

Ne mutlu ki bu soylu mücadelenin her aşamasında, kopmaz, ayrılmaz bir parçası olduğumuz yüce Türk Ulusunun eşsiz destek ve yardımı her zaman bizimle olmuştur.”

Cumhurbaşkanı Tatar, Kurucusu ve ortağı oldukları Kıbrıs Cumhuriyetinden, 1963 Kanlı Noel saldırılarıyla silah zoruyla atıldıklarını ifade ederek, Şehitler ve gazilerle destansı bir varoluş mücadelesi verdiklerini, bu günlere büyük acılar ve soykırım girişimlerine karşı direnerek geldiklerini söyledi.

Tatar, Birleşmiş Milletler kayıtlarında da yer aldığı üzere 11 yıl devam eden bu mezalim neticesinde 103 Türk köyünün yakılıp yıkıldığını, 30 bini aşkın Kıbrıs Türkünün acımazsızca göçmen durumuna düşürülerek adanın yüzde üçlük bir bölümünde, birbiriyle sınırı ve iletişimi olmayan ve sürekli kuşatma altında bulunan gettolarda sıkıştırıldığını anlattı.

Kıbrıs Türkü’ne yapılan onca mezalim yetmezmiş gibi bir de siyasi, iktisadi ve insani abluka uygulandığını ifade eden Tatar, o yılları şöyle anlattı:

“Elektriksiz, susuz, gelirsiz şekilde ayakta kalmaya zorlanan Kıbrıs Türk halkı, bu şartlarda bile Rumların boyunduruğu altında yaşamayı büyük bir dirençle reddetmiştir.

Bu süreçte; köylerinden, evlerinden kovulan, göçmen olan anaların gözyaşı vardır. Utanç barikatlarında horlananların, işkenceye tabi tutulanların, toplu mezarlara gömülenlerin, insan gibi yaşama hakkından mahrum edilenlerin ahı vardır.

Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlük hakkını kullanarak düzenlediği havadan müdahale sayesinde Rumlar 1964 yılında Erenköy’de başarılı olamamış, Rum saldırılarının önü kesilmiştir. Yine Türkiye’nin girişimleri sonucu 1967 yılında Geçitkale-Boğaziçi köylerine saldıran Grivas komutasındaki Rum-Yunan kuvvetleri geri çekilmek zorunda kalmışlardır.

15 Temmuz 1974 tarihinde, tüm dünyanın gözleri önünde askeri darbe ile Kıbrıs Helen Devleti’ni ilan eden Yunan Cuntasını, etkin ve fiili garantörlük hakkını kullanarak durduran Türkiye Cumhuriyeti’ydi.

Bizim çağrımız üzerine, can ve mal güvenliğimiz ve istiklalimiz için, 20 Temmuz sabahı Kıbrıs’a bir barış harekâtı gerçekleştirilmemiş olsaydı bugün Kıbrıs bir Yunan Adasına dönecekti.

Bugün üzerinde devlet kurduğumuz, özgür olarak yaşadığımız bir vatana sahipsek; bu, Mücahit ve Mehmetçik sayesindedir.

1964’te Genel Komite, 1967’de Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi, 1974’te Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi, 1975’de Kıbrıs Türk Federe Devleti ve 38 yıl önce 15 Kasım 1983’te self-determinasyon hakkımızı kullanarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan ederek bağımsızlık mücadelemizi büyük bir azim ve kararlılıkla taçlandırmış oluyorduk.

15 Kasım 1983’te KKTC’nin ilanı Rum tarafının bizim egemen eşitliğimizi kabul etmemesi, bizlerle yetki ve refah paylaşımını reddetmesi ve uluslararası camianın sadece Rum tarafının sesini duymasının bir sonucudur.”

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Kahraman Halkım” diye seslendiği Kıbrıs Türk halkına ise şöyle hitap etti:

“1960’ta ortaklık devleti kurulduktan hemen sonra Rum lider Makarios, 1960 Antlaşmasına geçici gözle bakmış, bu anlaşmayı Enosis amacına ulaşmak için bir sıçrama tahtası olarak kullanmıştır. O günden bugüne, Rum tarafındaki zihniyette hiçbir değişiklik olmadığını görmekteyiz.

Günümüzde, Kıbrıs Türk tarafına, anayasasını talan ettikleri, bir Rum Devletine dönüştürdükleri sözde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne, dönüş çağrısı yaparak bizleri zamanla asimile etmeyi hayal etmektedirler.

Bu hayal nedeniyle 53 yıl süren müzakerelerde tüm önerileri reddettikleri gibi, Kıbrıs müzakere tarihinde ilk kez eş zamanlı ve ayrı ayrı referanduma götürülen 2004 Annan Planı’nı da reddetmişlerdir.

2008’de başlayan süreç, 2017 yılı Temmuz ayında Crans Montana’da çökerken, Rum tarafı eşitliği reddetmiş, sıfır asker, sıfır garanti ve Rum hakimiyetinde üniter bir devlete evrilecek bir çözüm şeklini ısrarla talep etmeye devam etmiştir.

Rum Dışişleri eski Bakanı Rolandis’in ifadesiyle, muhatabımız Rum tarafı bugüne dek ortaya konan çözüm Planlarınının on beşini reddeden taraf olmuştur.”

Cumhurbaşkanı Tatar, Kıbrıs müzakere sürecinin 3 Haziran 1968 tarihinde Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta başladığını ve o günden bugüne Rum liderliğinin uzlaşmaz tutumu nedeniyle sürekli başarısızlığa uğradığını kaydetti.

Yarım asrı aşkın bir süredir müzakerelerde zemin olarak yer alan federasyon modelinin tükendiğini en üst düzeyde ilgili uluslararası taraflara ilettiklerini ifade eden Tatar, “Egemen eşitliğimiz ve eşit uluslararası statümüz kabul edilmeden bir müzakere sürecine girmeyeceğimiz de resmi pozisyonumuz olarak kayda geçirilmiştir” diye konuştu.

Kıbrıs’ta adil ve sürdürülebilir bir çözümün sadece halihazırda var olan iki devlet gerçeğine ve iki tarafın eşit uluslararası statüsü ve egemen eşitliğine dayalı olarak gerçekleştirilebileceğine işaret eden Tatar, şöyle devam etti:

“Kıbrıs Türk halkının özgür iradesiyle seçilmiş bir Cumhurbaşkanı olarak, Kıbrıs’ta yeni sorunlara ve belirsiz bir geleceğe adım atmak yerine, Ada’da ve Ada etrafında olan sorunlara çözüm üretebilecek yeni vizyonumuz ile yeni bir dönemin kapısını açmış bulunmaktayız.

İsviçre’nin Cenevre kentinde bu yıl 27-29 Nisan tarihlerinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres öncülüğünde, gerçekleşen 5+1 formatındaki gayri resmî Kıbrıs konulu konferansta, Birleşmiş Milletlere Kıbrıs’ta kalıcı çözüm için 6 maddeden oluşan bir öneri sundum. Bu önerim ile birlikte müzakere masasına ilk kez egemen eşit iki ayrı devletin varlığına ve kurumsal işbirliğine dayalı çözüm önerimiz konulmuş oldu.

Her daim olduğu gibi Cenevre’de yanımızda olan Türkiye Cumhuriyeti  Dışişleri Bakanımız sayın Mevlüt Çavuşoğlu’na Kıbrıs Türk halkı adına teşekkür ederim.

Yine Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ile 25 Haziran 2021 tarihinde Brüksel’de Kıbrıs konusunu görüştük. Cenevre’de olduğu gibi Kıbrıs’ın gerçeklerine dikkat çekerken, Birleşmiş Milletler ile Avrupa Birliğinin tarafsız davranması gerektiğini, egemen eşit iki ayrı devlete dayalı çözüm önerimizden vazgeçmeyeceğimizi ve egemen eşitliğimizin tanınması ve uluslararası eşit statümüzün kabul edilmesi halinde resmi görüşmelerin başlayabileceğini belirttim.

Yapılan davet üzerine New York’ta 25 Eylül 2021 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Antonio Guterres ile yaptığım görüşmede ve 27 Eylül günü Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in de hazır bulunduğu gayri resmi üçlü yemekli toplantıda Kıbrıs konusu ile ilgili görüşlerimizi ve egemen iki eşit devletin varlığına ve kurumsal iş birliğine dayalı çözüm önerimizi yeniden dile getirdim.

Bu arada New York’ta, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Türk evi’nin açılış törenine katıldım. 36 Katlı bu görkemli binanın bir katında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne temsilcilik ofisi imkanı sağlanmış olmasını, büyük bir memnuniyetle karşıldık. Aynı zamanda 76. Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısında sesimiz ve gücümüz olan Anavatanımızın Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a Kıbrıs Türk halkı adına bir kez daha teşekkürlerimi sunarım.”

Tatar, Dünya ile birlikte şimdiye kadar benzeri görülmemiş bir salgın sürecinden geçildiğini de ifade ederek, bu salgının, sağlık sistemini yeniden gündeme getirdiğini ve bir salgın hastanesine ihtiyaçları olduğunu ortaya çıkardığını söyledi.

Tatar, Başbakanlığı döneminde sağlık altyapısını güçlendirebilmek amacıyla Anavatan Türkiye’nin yardımıyla Acil Durum Hastanesi inşa edilirken, Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra bu hastanenin açılışını Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 37. kuruluş yıldönümünde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile gerçekleştirdiklerini anımsattı.

Yakında 500 yataklı yeni bir genel hastanenin temellerinin de atılacağını ifade eden Tatar, şunları söyledi:

“Ülkemizin  pandemi sürecini başarı ile  yönetip, elde ettiğimiz yüksek aşılama oranı ile  toplumsal bağışıklığımızın artması ve tedbirlerin elden bırakılmamasıyla, sağlık çalışanlarının da özverili çabaları sayesinde bu zor sürecin aşılacağından eminim.

Tüm sorunlarımızın çözümünde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine her türlü desteği veren başta Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay’a ve emeği geçen tüm devlet yetkililerine Halkım adına bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.

Dolayısı ile ne beşinci kol faaliyetleri ne de dış mihrakların oyunları asla tutmayacak ve bizler geleceğe, kardeşçe birlikte yürüyeceğiz.”

Kapalı Maraş konusuna da değinen Tatar, “Kapalı Maraş’ı açma kararımız, Kıbrıs meselesine yeni bir boyut kazandırmıştır. Maraş, bizim egemenliğimizdedir ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti toprağıdır” dedi.

Yıllardan beridir mallarını ve mülklerini değerlendiremeyen hak sahiplerinin askeri bölge statüsünün kaldırılmasını takiben mülklerine sahip çıkmalarının insan hakları bakımından da son derece önemli olduğuna işaret eden Tatar, şöyle devam etti:

“Başbakanlığım döneminde ilk kez ‘Kapalı Maraş açılımı’ gündeme getirilirken, gereken çalışmalar ve hazırlıklar tamamlandıktan sonra 8 Ekim 2020 tarihinde kapalı Maraş’ta kamuya ait bazı bölgeler ile sahil kısmı halkın kullanımına açılmıştır.

Bu açılım Kıbrıs konusunun önemli dönüm noktalarından biri olurken, kapalı Maraş açılımın ikinci safhası da 20 Temmuz 2021 tarihinde gerçekleştirilmiştir.

Kapalı Maraş’ın yüzde üç buçuğuna tekabül eden bir bölümü askeri bölge statüsünden çıkarılmıştır. Uluslararası hukuk ve insan haklarına uygun olarak mülk ve mal sahiplerine, Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurarak mallarını geri alabilme olanağı tanınmış oluyor.

Bu da yeni bir dönüm noktası oldu. Bugüne kadar dört yüzün üzerinde Rum, Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvururken, Rum Yönetimi bu başvuruları engellemek için her yolu ve yöntemi kullanıp, kendi vatandaşlarını tehdit etmekten de geri durmamaktadır.”

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Kıbrıs’ta ve bölgede kritik gelişmeler yaşanırken, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik durumun hidrokarbon kaynakları üzerinden bir mücadeleye dönüştüğüne dikkat çekti.

Buradaki ana hedefin; Doğu Akdeniz’deki Türk egemenliğinin temel noktalarından olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tasfiye edip, Anavatan Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den uzaklaştırmak olduğunu ifade eden Tatar, bu durumun, yoğun ve karmaşık bir siyasi mücadelenin yanı sıra gerginliğin ve askeri faaliyetlerin yoğunlaşmasına neden olduğunu kaydetti.

Gerginliğin ana nedenlerinden birinin de Rum-Yunan ikilisinin olumsuz tutumları ile silahlanma faaliyetlerine devam etmeleri olduğunu söyleyen Tatar, “Kıbrıs Türk Halkı olarak Kıbrıs adasını çevreleyen denizlerdeki haklarımıza sahip çıkma kararlığı içerisindeyiz. Anavatan Türkiye ile bu yönde yapılan anlaşmalara bağlı olarak Anavatan’ın verdiği kararlı desteğe müteşekkiriz” diye konuştu.

Tatar, Mavi Vatan’ın, Anavatan ile aralarındaki  bağları perçinleyen, Doğu Akdeniz’deki ulusal çıkarların korunmasında, hak ve hukuğumuzun müdafaasında çok önemli bir stratejik hamle olduğunu vurguladı.

“Egemen eşitlik temelinde Kıbrıs adası etrafındaki hidrokarbon zenginliklerinden yararlanmak konusunda Güney komşumuza yaptığımız işbirliği önerilerimizi, bu vesileyle bir kez daha tekrarlıyorum” diyen Tatar, Rum tarafının bu işbirliği önerisine kulak asmaması ve ada çevresinde tek yanlı girişimlere kalkışması halinde bunlara kesinlikle karşılık verileceğini söyledi.

Tatar, Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafını dışlayan hiçbir girişimin başarı şansı olmadığını ve meşru haklarını sonuna kadar savunacaklarını vurguladı.

“Bağımsızlığımızdan, egemenlikten, devletimizden, Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünden asla vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum” diyen Tatar, ülkenin, halkın ve yetişen yeni nesillerin geleceğini belirsizlikler içerisinde tehlikeye atmalarının söz konusu olmadığını söyledi.

“Halkımızın 1974 öncesinin karanlık günlerine dönmesine asla müsaade etmeyeceğiz” diyen Tatar, şöyle devam etti:

“Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de söylediği gibi bağımsızlık Türk milletinin karakteridir.

Devletimizin ilanı ve kuruluşu aynı zamanda Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün komutasında silah arkadaşları, kahraman Mehmetçikler ve fedakâr, cefakar Anadolu insanının el ele vererek, gerçekleştirdiği zaferlerden, Kurtuluş Savaşı’ndan ilham alınarak taçlandırılan bir eserdir, gurur abidesidir. 15 Kasım 1983 tarihi Kıbrıs’ta bir dönüm noktasıdır.

Kıbrıs Türk Halkı olarak, Cumhuriyetimizi ve topraklarımızı bu bilinç ve kararlılıkla koruyarak, egemenliğimizden asla taviz vermeyerek devletimizi sonsuza dek yaşatma kararlılığı içerisindeyiz.”

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Türkiye’nin ve kardeş ülkelerin katıldığı “Türk Konseyi 8. Zirvesi”nde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın “Aile resmimizin daha da zenginleşmesi için  önümüzdeki dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni aramızda görmeyi  canı gönülden arzu ediyoruz. Türk Dünyasının ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türklerinin maruz bırakıldığı tecrit ve ambargonun hafifletilmesinde  kıymetli desteklerinize güveniyorum.” sözlerinin de kendilerini duygulandırdığını söyledi.

Kıbrıs Türk halkının bu mutlu gününde aynı büyük ulusun birer parçası olmakla gurur duydukları kardeş Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in liderliğinde Karabağ zaferini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı ve şahsım adına büyük bir mutlulukla paylaştığını ifade eden Tatar, “Azerbaycan Türklerine samimi dayanışma duygularını” iletti.

Tatar, şöyle devam etti:

“Bağımsızlığımız ve egemenliğimizin simgesi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığını Cenevre dahil en üst düzey diplomatik platformlarda göğsümüzü gere gere, başımız dik olarak en ufak bir tereddüt yaşamadan haykırdık, kayda geçirdik ve bu mücadelemize yılmadan devam edeceğiz.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kimliktir, yuvadır, topraktır, vatandır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bu adadaki Türk varlığının simgesidir ve ilelebet de öyle kalacaktır. Bunu değiştirmeye çalışanlara asla müsaade edilmeyecektir.”

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Mücadelemiz uzun soluklu bir mücadeledir” diyerek. Anavatan Türkiye’nin, Kıbrıs Türkünü hiçbir zaman yalnız bırakmadığını, Dünyanın haklı mücadelesini mutlaka takdir edeceğini belirtti.

“Haklı davamızda dünyadan anlayış ve destek beklerken Türklük dünyasına ve İslam alemine de seslenmek istiyorum” diyen Tatar, şunları söyledi:

“Doğu Akdeniz’in en stratejik yerinde, Kıbrıs adasında, varoluş mücadelesini sürdürmekte olan Kıbrıs Türk halkı sizlerin aktif destek ve dayanışmasını beklemektedir.

Bu anlamlı günde, bize bu bağımsız devleti emanet eden Milli mücadele liderimiz Dr. Fazıl Küçük’ü, Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Raif Denktaş’ı, milli direniş örgütlerimizi, aziz şehitlerimizi, Anavatanımız Türkiye’nin bu davaya baş koyan gelmiş geçmiş tüm yöneticilerini, şükranla, rahmetle yâd ediyor, Gazilerimize minnetlerimizi sunuyorum.

Anayasamızda da belirtildiği üzere; kaderde, tasada, kıvançta ayrılmaz bir parçası olmakla gurur duyduğumuz büyük Türk ulusuna, her zaman yanımızda bulunan şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerine, Halkımızın şükran duygularını sunuyor, bu en mutlu günümüzde aramızda bulunarak bizi onurlandırdığınız için şahsım ve Kıbrıs Türk halkı adına sonsuz teşekkürlerimi ifade ediyorum.

Hepinizi, sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum.”